Kategoriler
Biyocoğrafya İklim değişikliği biyolojisi

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı ve İklim Değişikliği

Biyolojik çeşitlilik kaybı ve iklim değişikliği ile mücadele, en büyük önceliklerimiz arasında olmalıdır!

Dünya, yüzeyinde yaşamın çeşitliliğinden oluşan bir cennete, biyosfere sahip. Biyosfer, uçsuz bucaksız evrende yaşam olduğunu bildiğimiz tek yer! En azından 3,5-4 milyar yıldır var. Biz ise, ~ 250-300 bin yıldır onun bir parçasıyız! İnsan nüfusu, tarım devriminin şafağında, ~ 10 bin yıl önce bile sadece ~ 5 milyondu. Şimdi ise 8 milyara yaklaşıyor. Yani, artık gezegeni dönüştüren, böylece yaşamın çeşitliliğini de tehdit eden önemli bir küresel güç haline geldik!

Folke, C., Polasky, S., Rockström, J. et al. Our future in the Anthropocene biosphere. Ambio 50, 834–869 (2021).

‘Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Servisleri üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu’nun 2019 yılında yayınladığı küresel değerlendirme raporu, biyolojik çeşitlilik kaybına neden olan unsurları azalan önem sırasına göre şöyle sıralıyor: (1) arazi ve deniz kullanımı değişikliği (ormansızlaşma, tarım, su ürünleri yetiştiriciliği vb.), (2) organizmaların doğrudan kullanımı (kereste üretimi, balıkçılık vb.), (3) iklim değişikliği, (4) fosil yakıt kullanımı dâhil kirlilik (hava, su ve toprak) ve (5) istilacı türler.

Arazi ve deniz kullanımı değişikliği ve kirlilik, aynı zamanda iklim değişikliğini etkiliyor. İklim değişikliği ile biyolojik çeşitlilik kaybı arasında da karşılıklı bir etkileşim var. Bu iki temel unsur da, doğrudan insanlığın yaşam kalitesini etkiliyor! Bu nedenle, Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Servisleri üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2021 yılında yayınladığı biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliği raporu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve iklim değişikliğinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ve biriyle mücadelenin ancak diğeriyle mücadele ile mümkün olabileceğini ısrarla vurguluyor! Tüm bu etkileşen unsurlar, nihai olarak insan faaliyetlerinin bir sonucu. Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik açısından yeri doldurulamaz olan coğrafyamız, Anadolu da, dünya üzerinde en uzun süredir insan faaliyetlerinden etkilenen coğrafyalardan biri. Böyle olunca da, özgün doğal bitki örtüsünün çoğunu kaybetmiş olması bir sürpriz değil! Öyle ki, arazi kullanımı ve ilişkili baskıların yakın geçmişte (2000-2015) özellikle Anadolu bozkırlarının karasal biyolojik çeşitliliğini azalttığı değerlendiriliyor.

Buna rağmen, yaşamın çeşitliliğini tehdit eden unsurların biyolojik çeşitliliğimizi geçmişte nasıl etkilediğini tam olarak bilmiyoruz. Bu unsurların biyolojik çeşitliliğimizi yakın geçmişte nasıl etkileyebileceği ile ilgili çalışmalar da halen yetersiz. Bu eksikler konusunda akademik bilgi üretmek ve üretilen bilgiler ışığında karar vericileri yönlendirmek, en büyük önceliklerimiz arasında yer almalıdır!

Kategoriler
Genel

Kuşlarda Eşeysel Seçilim ve Dimorfizm

Bilgisayarımdaki dosyaları düzenlerken yaklaşık 20 yıl önce yazdığım bu yazıya denk geldim. Olduğu gibi burada paylaşıyorum. 09 Ekim 2021

Darwin, 1859 yılında yayınladığı The Origin of Species başlıklı kitabında, eşeysel seçilimi, “karşı eşeyin üyeleriyle çiftleşebilmek için bir eşeyin üyelerinin (genellikle erkeklerin) kendi aralarında mücadele etmesi“ olarak tanımlamıştır. Türlerin Kökeni’nden 12 yıl sonra 1871 yılında yayınladığı ve büyük oranda eşeysel seçilim konusuna değindiği The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex başlıklı ikinci kitabında, “eşeysel seçilim, belirli bireylerin aynı eşeyden ve türden başka bireylere karşı yalnızca üreme bakımından üstünlüğüne bağlıdır” ifadesini kullanmıştır. Darwin, bu kitabında eşeysel seçilimin iki genel tipini belirlemiştir. Erkek-erkek mücadeleleri (male-male contests), erkeklerin dişilerle eşleşebilmek için kendi aralarında giriştiği rekabeti; eş seçimi (mate choice) ise, genellikle dişilerin ikincil eşeysel özelliklere dayanarak eşlerini seçmesini tanımlar. Örneğin, birçok tavuksu (Galliformes) türünde, erkeklerin bacak veya kanatlarında diğer erkeklerle mücadelede kullanılan mahmuzlar vardır. Bu tür yapılar, erkek-erkek mücadeleleri sonucunda evrimleşmiştir. Oysa, eş seçimi, erkeklerde dişileri cezbeden çarpıcı renklenmelerin ve yapıların evrimleşmesine neden olur. Tavus kuşunun (Pavo cristatus) kuyruğu, dişilerin tercihsel olarak daha uzun, parlak ve güzel kuyruklu erkeklerle çiftleşmesi sonucunda evrimleşmiştir.

Ancak, yukarıdaki örneklerde anlatıldığı gibi, eşeysel seçilimin iki tipi arasındaki ayrım her zaman bu kadar belirgin değildir. Örneğin, ev serçesi (Passer domesticus), küçük dimorfik bir ötücü kuştur; erkeklerin gıdı, gerdan ve göğsünde siyah tüylerden oluşan bir önlük vardır, halbuki dişiler tekdüze kahverengidir. Büyük önlüklü erkekler, genellikle diğer erkeklerden daha yüksek sosyal mevkide bulunur. Ayrıca, bazı populasyonlarda, dişiler büyük önlüklü erkekleri tercih ediyor gibi görünmektedir. Bu nedenle, bu önlüğün evrimi, sadece ne erkek-erkek mücadelelerine ne de eş seçimine bağlanabilir. Eşeysel seçilimin her iki tipi de, muhtemelen bu karakterin evrimleşmesinde etkili olmuştur.

Eşeysel seçilim, poligin türlerde monogam türlere göre daha fazla etkisini gösterir. Poligin türlerde, bir erkek potansiyel olarak birden fazla dişiyle çiftleşebilir. Bazı erkekler ise, hiç çiftleşme başarısı gösteremez. Örneğin, bir balkılavuzu (Indicator xanthonotus) erkeğinin en az 18 farklı dişi ile 46 kez çiftleştiği gözlenmiştir. Oysa, bazı erkeklerin çiftleşme başarısı (eğer varsa) çok düşüktür. Bu gibi durumlarda erkekler arasındaki rekabet çok daha şiddetli olacaktır. Böylece, bu rekabette avantaj sağlayan adaptasyonlar lehinde seçilim artacaktır. Darwin, yukarıdaki tartışma çerçevesinde, ikincil eşeysel özelliklerin poligin türlerde monogam türlere göre çok daha fazla geliştiği sonucuna varmıştır. Yani, eşeysel dimorfizm poligin türlerde çok daha belirgindir. Örneğin, erkek orman horozları (Tetrao tetrix), göz kamaştırıcı bir görünüme sahiptir. Erkeklerin güçlü bir gövdeleri, parlak siyah tüyleri, göz alıcı kırmızı ibikleri, gerdanları ve güzel beyaz lir biçiminde kuyrukları vardır. Oysa, dişiler bu saydığımız özelliklerin hiçbirine sahip değildir. Darwin, erkek orman horozlarının dişilerin önünde dövüşmek ve bezeklerini sergilemek için toplandığı düzenli buluşma yerleri olduğundan söz etmiştir. Erkekler, topluca gösteri yaptıkları bu alanlarda birçok dişiyle çiftleşmeye çabalar. Öyle ki, eşleşmelerin % 85‘ten fazlasının dört erkek tarafından gerçekleştirildiği ve bazı erkeklerin hiç çiftleşemediği rapor edilmiştir. Toplu buluşma yerleri lek olarak adlandırıldığı için, bu eşleşme sistemi lek poligini olarak tanımlanır.

Örneğin, toy (Otis tarda), döğüşkenkuş (Philomachus pugnax) ve büyük suçulluğu (Gallinago media), lek poliginin görüldüğü ülkemizdeki kuş türlerine örnek olarak verilebilir. Ancak, bu türlerden sadece toy ülkemizde üremektedir. Bu türde, erkekler çenenin her iki tarafında da beyaz renkli bir tüy demeti taşır. Dişiler 3.5-5 kg kadar gelirken, erkekler 8-16 kg ağırlığındadır. Benzer şekilde, döğüşkenkuş erkekleri dişilerden daha iridir. Ayrıca, erkekler eşleşme döneminde çeşitli ve parlak renkli tüylerden oluşan ve boynu çevreleyen bir yakalık taşır. Yukarıdaki örneklerde anlatıldığı şekilde, erkeklerin dişilerden daha iri olması, başlıca erkek-erkek mücadelelerinde avantaj sağlar. Büyük suçulluğunda ise, çoğu poligin türün aksine, her iki eşey de koruyucu renklenmeye (kriptik tüylere) sahiptir. Bu türde, erkekler geceleri kur yapar. Bu gece gösterilerinde görsel uyarılardan daha çok ses ön plandadır.

Her erkek yalnızca bir dişiyle eşleşirken, bir dişinin birden fazla erkekle çiftleştiği eşleşme sistemi, poliandri olarak bilinir ve çok nadir olarak görülür. Kuş türlerinin %1’inden azı, çoğunlukla da kıyı kuşları (waders), bu tür bir eşleşme sistemine sahiptir. Bu eşleşme sisteminde, dişiler erkekler için rekabet eder. Ayrıca, daha büyük ve parlak renkli olan eşey dişidir. Örneğin, göç zamanı ülkemizde görülen denizdüdükçününde (Phalaropus lobatus), dişiler daha gösterişli bir tüylenmeye sahiptir. Bu türde dişi, bir erkekle eşleşir, yumurtlar ve daha sonra başka bir erkekle aynı süreci tekrarlamak için, eşini terk eder. Böylece, dişiler art arda birçok erkekle eşleşirken, erkekler kuluçkaya yatar.

Daha önce eşeysel dimorfizmin poligin (ayrıca poliandrik) türlerde monogam türlere göre çok daha belirgin olduğuna ve bunun örneklerine değinmiştik. Peki, monogam türlerdeki en az poligin türlerdeki kadar belirgin eşeysel dimorfizme ne diyebiliriz? Örneğin, yeşilbaş (Anas platyrhynchos) erkeklerinin kafası yeşil, boynu kırmızı ve vücudu çoğunlukla külrengidir. Dişilerin kahverengi benekli tüylenmesi erkeklerde hiç görülmez. Oysa, yeşilbaşlar monogamdır. Ancak, erkekler toplu kur davranışları sırasında birçok dişiyle eşleşmeye çabalar; inkübasyonun başlamasıyla birlikte de eşini terk edebilir ve başka bir dişiyle eşleşebilir.

Peki, monogam erkeklerin bu tür abartılı karakterlere sahip olmasının avantajı ne olabilir? Darwin, erkeklerin üreme alanına dişilerden daha önce geldiğini ve dişiler üreme alanına vardığı zaman, kendi aralarında rekabet etmeye başladığını belirtmiştir. Bu rekabette, erkeklerin ötüşleri, tüylenmeleri ve kur dansları ön plana çıkar. Tahminen üreme alanına ilk gelen dişiler, en sağlıklı olan bireylerdir. Erkek-erkek mücadeleleri ve/veya eş seçimi sonucunda, sadece bazı erkekler üreme alanına ilk gelen sağlıklı dişilerle eş bağı oluşturabilecektir. Böylece, bu erkeklerin yavrularının uyumluluğu daha fazla olacaktır. Üreme alanına ilk gelen dişilerle çiftleşebilmek için girişilen rekabet ve bundan doğan seçilim sonucunda, bu türlerde görülen eşeysel dimorfizm evrimleşmiştir.

Aslında en başta söylememiz gerekeni sonlara bırakmış olduk. Gözlediğimiz eşeysel farklılıkların tümü eşeysel seçilimin sonucu mudur?Tabii ki hayır. Darwin, herhangi bir türün erkek ve dişileri, aynı genel yaşam alışkanlıklarına sahip oldukları, ama yapı, renk veya süslerde farklılıklar sergiledikleri zaman, bu tür farklılıkların, başlıca eşeysel seçilim tarafından şekillendirildiğini söylemiştir. Diğer bir deyişle, belirli eşeysel farklılıkların, eşeylerin yaşam alışkanlığındaki farklılıklardan kaynaklandığını ve doğal seçilim tarafından şekillendirildiğini belirtmiştir.

Örneğin, birçok yırtıcı kuş türünde, çoğu kuş türünün aksine, dişiler erkeklerden daha büyüktür. Bu eşeysel farklılık, bir hipoteze göre, dişi ve erkeklerin farklı büyüklükteki avlara özelleşmesinin sonucunda evrimleşmiştir. Böylece, eşeyler arasındaki besin rekabeti en aza indirilmiştir. Yırtıcı kuşlardaki bu eşeysel dimorfizm, kuşlarla beslenen atmaca (accipiters) ve kerkenezlerde (falcons), memelilerle beslenen şahinlere (buzzards) göre çok daha belirgindir. Oysa, avları diğerlerinden daha az hareketli olan akbabalarda, eşeyler arasındaki büyüklük farkı çok daha azdır. Çünkü, avları daha hareketli olan türlerde, diğer türlere göre eşeyler arasındaki besin rekabeti çok daha yoğundur.

Kaynaklar

*Alcock, J., 1989, Animal Behavior, Sinauer Associates, Inc., Sunderland, Massachusetts, 596p.
*Bruun, B., Delin, H. and Svensson, L., 1992, Birds of Britain and Europe, The Hamlyn Publishing Group Limited, London, 320p.
*Darwin, C. R., Seksüel Seçme, Çev., Ünalan, Ö., Onur Yayınları, Ankara, 1977, 543s.
*Dawkins, M. S., Hayvanların Sessiz Dünyası, Çev., Baytok, F., Tübitak Yayınları, Ankara, 1999, 286s.
*Ehrlich, P. R., Dobkin, D. S. and Wheye, D., 1994, The Birdwatcher’s Handbook, Oxford University Press, Oxford, 660p.
*Gonzalez, G., Sorci, G. and Lope, F. de, 1999, Seasonal variation in the relationship between cellular immune response and badge size in male house sparrow (Passer domesticus). Behav. Ecol. Sociobiol. 46, pp. 117-122.
*Gould, J. L. and Gould, C. G., 1989, Sexual Selection, Scientific American Library, New York, 277p.
*Halliday, T. R., 1994, Sex and Evolution, Pp. 150-192, in Behaviour and Evolution (edited by Slater, P. J. B. and Halliday, T. R.), Cambridge University Press, Cambridge, 348p.
*Merry, J. W., Sexual Selection in Birds, http://oak.cats.ohiou.edu/~jm703496.
*Ridley, M., 1996, Evolution, Blackwell Science, Inc., Cambridge, Massachusetts, 719p.
*Selander, R. K., 1972, Sexual Selection and Dimorphism in Birds, Pp. 180-230, in Sexual Selection and the Descent of Man (edited by Campbell, B.), Aldine Publishing Company, Chicago, 378p.

Kategoriler
Biyocoğrafya İklim değişikliği biyolojisi

Geçmişi Anlamak ve Geleceği Öngörmek – II

Bu yazının aslı, şurada yayınlanmıştır: Gür H. 2016. İklim değişikliği ve bir step hayvanı olan Anadolu yer sincabı – 2 / İklim değişikliği Anadolu yer sincabını nasıl etkiliyor? Bilim ve Gelecek 144: 76-81. https://bit.ly/3yyqi1w

Anadolu yer sincabı

Bu bölümde, ekolojik niş modellemesi ve moleküler filocoğrafya yaklaşımları kullanılarak, iklim değişikliğinin step ve alpin çayırlarda yaşayan Anadolu yer sincabını nasıl etkilediği/etkileyeceği incelenmiştir. Yani, geçmişi anlamak ve geleceği öngörmek için, bu iki farklı yaklaşımın nasıl kullanılabileceğinin bir örneği üzerinde durulmuştur.

Kategoriler
Biyocoğrafya İklim değişikliği biyolojisi

Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği

Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Servisleri üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2021 yılında yayınladığı raporun ana mesajı,

iklim değişikliği ile mücadelenin ancak biyoçeşitlilik kaybı ile mücadele ederek mümkün olabileceği!

Biyoçeşitlilik ve iklim değişikliği raporu

Gezegen üzerindeki insan baskısının yarattığı en önemli sorunlardan olan iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı, birbirlerinden ayrı düşünülemez.

Bu nedenle, geleceğimizi, 3,5-4 milyar yıllık yaşam tarihinin sonucu olan biyoçeşitliliğimizi korumak için, tüm mücadele planlarımızı, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı ile birlikte mücadele edecek şekilde yapmalıyız!

Kategoriler
Biyocoğrafya

Orman Yangınları Üzerine

“Doğal olarak, kafalar karışıyor. Orman yangınlarını iklim değişikliğine bağlayan açıklamaları gören bazı kesimler, bunu insan ihmali ve/veya kastı yoktur gibi algılıyor ve kızıyor.”

Gürbüz Doğan Ekşioğlu

Bir olayın neden gerçekleştiği ile ilgili açıklamalar, hem nihai hem de yakın nedenler üzerinde durmalıdır. Aksi takdirde, o olayın neden gerçekleştiği ile açıklamalar eksik kalacak, bu da nedenlerin tam olarak anlaşılmasını engelleyecektir. Yaşanan orman yangınlarının neden gerçekleştiği ile ilgili bazı açıklamalarda da, farklı nedenlerin (yakın ve nihai nedenler) birbirinin alternatifi olarak ele alındığını ya da bu nedenlerden birinin diğerine vurgu yapılmadan öne çıkarıldığını gözlemliyorum. Doğal olarak, kafalar karışıyor. Orman yangınlarını iklim değişikliğine bağlayan açıklamaları gören bazı insanlar, bunu insan ihmali ve/veya kastı yoktur gibi algılıyor ve kızıyor. Hatta bu açıklamalarda bazen bir kasıt olduğunu düşünüyor! İklim değişikliği ve insan ihmali ve/veya kastı, her zaman olmasa da, yaşanan orman yangınlarının neden gerçekleştiği ile ilgili farklı seviyelerdeki açıklamalardır, birbirinin alternatifi değillerdir ya da biri diğerini dışlamaz! İklim değişikliği (nihai neden), orman yangınları için daha elverişli iklimsel koşulların varlığını/sıklığını arttırır; insan ihmali ve/veya kastı (yakın neden), yani bitmek bilmeyen hırslarımız ise, bu iklimsel koşullarda orman yangınlarını başlatan mekanizma olur. Sonuç olarak, yukarıdaki perspektiften yaklaştığımızda, hem iklim değişikliği ile mücadele etmeliyiz hem de insan ihmali ve/veya kastını engelleyecek ciddi önlemler almalıyız!!!

Kategoriler
İklim değişikliği biyolojisi

Türkiye’de Yaz Sıcaklıkları Nasıl Değişti!?

1951-1980 ve 1991-2020 dönemleri arasında

Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 1.1 derece Celsius,

2020 yılı Temmuz ayındaki gibi bir ortalama sıcaklık değeri veya daha yüksek bir değer gözleme olasılığı ise 91 kat

arttı!

1951-1980 döneminin istatistiklerine göre, 24.8 derece Celsius (2020 yılı Temmuz ayı ortalama sıcaklığı) veya daha yüksek bir değer gözleme olasılığı yaklaşık %0.2.
1991-2020 döneminin istatistiklerine göre, 24.8 derece Celsius (2020 yılı Temmuz ayı ortalama sıcaklığı) veya daha yüksek bir değer gözleme olasılığı yaklaşık %15.

Hesaplamalar, http://berkeleyearth.org üzerinden elde edilen verilere göre yapılmıştır.

Kategoriler
Biyocoğrafya

Öyle bir başarı ki, birçok avcıdan kaçabilmişti, ancak…

Anadolu yer sincabı.

Arazi kullanımı değişikliği (özellikle doğal alanların yerleşim ve tarım alanlarına dönüştürülmesi), içinde bulunduğumuz biyolojik çeşitlilik krizinin (COVID-19 salgını dâhil) en önemli nedenlerinden biridir. Çünkü türlerin yaşam alanlarının kaybına ve parçalanmasına neden olmaktadır. Örneğin, karayollarında her yabani hayvan yaşamını yitirdiğinde, aslında arazi kullanımı değişikliğinin doğal yaşam üzerindeki olumsuz etkisine tanık olmaktasınız!

Anadolu yer sincabının coğrafi dağılımı.

Anadolu yer sincabının iç ve doğu Anadolu’daki yaşam alanları (aslında ülkemiz biyolojik çeşitliliğinin önemli bir kısmını barındıran bozkırlar) da, arazi kullanım biçimleri (örneğin, karayolları ağı) nedeniyle kaybolmakta ve parçalanmaktadır. Çok sayıda Anadolu yer sincabı, diğer doğal yaşam sakinleri gibi, üzerlerine yapılan evler, üzerlerinden geçen arabalar vb. nedeniyle yaşamını yitirmektedir.

🙁

En az 2 yaşındaki bir ergin erkek de, 21 Mart 2021 tarihinde öğlen saatlerinde yaşam alanının ortasından geçen, neredeyse hiç trafiğin olmadığı bir yolda yaşamını yitirdi. Kendisiyle birlikte yaşama merhaba diyenlerin (özellikle de hem cinslerinin) büyük bir çoğunluğu çok daha önce yaşamını yitirmişti. Bu nedenle, aslında bugünlere kadar hayatta kalması büyük bir başarıydı! Öyle bir başarı ki, birçok avcıdan kaçabilmiş, yazın depoladığı yağları kullanarak en az iki kış uykusunu geride bırakabilmişti. Büyük ihtimalle de, bu başarısını olabildiğince çok dişiyle çiftleşerek katlamak isterken yaşamını yitirdi. Çünkü ilkbaharda kış uykusundan hemen sonra başlayan ve 3-4 hafta süren eşleşme döneminde olabildiğince çok dişiyle çiftleşebilmek için beslenmeye daha az zaman ayırarak uzun koşular yapıyor, tüm fırsatları değerlendirmek istiyordu. Bu nedenle, yaşamını yitirdiğinde, kış uykusundan çıktığında olduğundan bile daha zayıftı, 200 g ağırlığındaydı. Ancak bir önceki yılın yaz sonunda kış uykusuna girdiğinde en az bunun 2 katı ağırlığındaydı ve yaşamını yitirmeseydi önümüzde yaz sonunda tekrar en az bu ağırlığa ulaşacaktı.

Kategoriler
Genel

Tipolojik Düşünceden Populasyon Düşüncesine

Gür H. 2018. Tipolojik düşünceden populasyon düşüncesine. Bilim ve Ütopya 290: 91-92 / 92-93. Kart Gür M. 2018. Omurgalılarda vücut sıcaklık örüntüleri. Bilim ve Ütopya 290: 89-94’de yayınlanmıştır. https://bit.ly/3uR8We8

Darwin’in 1859 yılında yayımladığı “Türlerin Kökeni” kitabıyla bilim dünyasına yaptığı önemli katkılardan biri, tipolojik düşüncenin populasyon düşüncesi ile yer değiştirmesidir (diğer önemli katkılar, evrim ile ilgili birçok kanıt sunması ve evrimsel değişimi açıklayan bir mekanizma olarak doğal seçilimi önermesidir).

Platon’un ‘idea’ (eidos) öğretisi, tipolojik düşüncenin felsefi omurgasını oluşturur. Bu öğretiye göre, gözlenen değişkenliğin altında yatan sınırlı sayıda sabit ve değişmeyen idealar vardır. İdea, sabit ve gerçek olandır. Gözlenen değişkenlik ise, Platon’un mağara alegorisinde ifade ettiği gibi, bir nesnenin mağara duvarına yansıyan gölgesinden daha gerçek değildir. Bu durumda, bir türün bireyleri arasında gözlenen biyolojik değişkenlik (varyasyon), o türü tanımlayan doğal ideanın (‘tip’in) yetersiz bir görünümü olarak ortaya çıkar.

Populasyon düşüncesi, tipolojik düşüncenin tamamen aksini söyler. Bu düşünce, organik dünyadaki her şeyin biricikliğine vurgu yapar. Tüm organizmalar ve organik fenomenler, biricik özelliklerden oluşur ve toplu olarak ancak istatistiksel terimler ile tanımlanabilir. Bireyler veya organik varlıkların herhangi bir çeşidi, ancak aritmetik ortalamasını ve varyasyon istatistiklerini belirleyebileceğimiz populasyonları oluşturur. Ortalamalar sadece istatistiksel soyutlamalar iken, sadece populasyonu oluşturan bireyler gerçek olandır. Bu durumda, bir türü tanımlayan tip, o türün bireyleri arasında gözlenen biyolojik değişkenliğin bir soyutlamasıdır.

Özetle, tipolojik düşünceye göre, tip (idea) gerçek olandır, değişkenlik ise illüzyondur. Populasyon düşüncesine göre ise, tip (ortalama) bir soyutlama iken, sadece değişkenlik gerçek olandır. Yani, biyolojik bilimlerin penceresinden bakacak olursak, değişkenlik gerçeklik iken, tip ise olsa olsa bu değişkenliği anlama çabasının bir aracıdır.

İLERİ OKUMA

Mayr E. 1994. Typological versus population thinking. Conceptual issues in evolutionary biology, 157–160.



Kategoriler
Biyocoğrafya İklim değişikliği biyolojisi

Geçmişi Anlamak ve Geleceği Öngörmek – I

Bu yazının aslı, şurada yayınlanmıştır: Gür H. 2016. İklim değişikliği ve bir step hayvanı olan Anadolu yer sincabı – 1 / İklim değişikliği nedir, biyolojik sistemleri nasıl etkiler? Bilim ve Gelecek 143: 78-83. https://bit.ly/3yyqi1w

Anadolu yer sincabı

Bu yazıda, genel olarak iklim değişikliği, iklim değişikliğinin biyolojik sistemler üzerindeki etkisini çalışırken yaygın olarak kullanılan modelleme yaklaşımı (moleküler filocoğrafya ile birlikte ekolojik niş modellemesi) ve bu yaklaşımın nasıl kullanılabileceğinin bir örneği olarak iklim değişikliğinin step ve alpin çayırlarda yaşayan Anadolu yer sincabını (Spermophilus xanthoprymnus) nasıl etkilediği/etkileyeceği üzerinde durulmuştur. Yazının genel kurgusu, özellikle gelecekte gerçekleşecek iklim değişikliğinin biyolojik sistemleri (örneğin, step alanları ve canlılarını) nasıl etkileyeceğini (geleceği) gerçekçi öngörmek için, gerçekleşen iklim değişikliğinin biyolojik sistemleri nasıl etkilediğini (geçmişi) iyi anlamak gerektiği üzerinedir.

Kategoriler
Biyocoğrafya

Doğal çevre kaybı ve bulaşıcı hastalıklar

Doğal çevre kaybı ve parçalanması, doğal çevre insan etkileşimi sınırını uzatarak, yaban hayatı insan temasını, böylece yaban hayatı kaynaklı patojenlerin neden olduğu yeni bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkma riskini arttırır (1, 2)!

Örneğin, 2013 yılında başlayan Batı Afrika Ebola salgınının (3) özellikle etkili olduğu coğrafyadaki (Gine, Liberya ve Sierra Leone) 2001-2019 yılları arasındaki orman kaybı, 4.16 milyon hektar, yani, 2000 yılına göre %21’dir (4).

1. kaynaktan değiştirilerek alınmıştır.
4. kaynaktan alınmıştır. Hesaplama, siyah çizgi ile gösterilen alan için yapılmıştır. Yeşil ağaç örtüsünü, kırmızı ise ağaç örtüsü kaybını göstermektedir.

Kaynaklar

(1) https://bit.ly/2DRZ9Pp 

(2) https://bit.ly/3fKxXPU

(3) https://bit.ly/2XG0v7e 

(4) https://bit.ly/31zOzov